Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Fotoğraf ve Kültür

Fotoğrafçı Yaklaşık üç dört yıl öncesinde; yeni fotoğraf makinemi almış, harıl harıl çekim tekniklerini çalışıyordum. Bugün, o günlerden kalma bir çalışma defterini buldum. İncelerken karşıma şu not çıktı: "Kültürümüzde yazıların soldan sağa okunması gibi fotoğraflara da aslında o şekilde bakarız. Bu nedenle, esas objeyi kadrajın sol tarafına koymanızı tavsiye ederiz.."

Kültürün bundan daha iyi anlatılabileceğini sanmıyorum. İnsanların birbirinden ayrıldığı ve daha da önemlisi "ayrı sayıldığı" şu günlerde, böylesine ortak noktalarımızın da olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Bu topraklarda hemen herkes, fotoğrafa soldan bakıyor: ben de siz de, biz de onlar da: yani hepimiz!

Canan Arıtman ve Ermeni Olmak ya da Olmamak

Canan Arıtman Birçok aydın ve gazetecinin altına imza attıkları özür diliyorum kampanyası, gündemdeki yerini hala tüm sıcaklığıyla koruyor. Pek tabi, değişerek ve genişleyerek. CHP milletvekili Canan Arıtman, olayı çok farklı bir boyuta taşıyarak; Abdullah Gül'ün kampanyaya sıcak baktığını ve bunun altında Abdullah Gül'ün Ermeni bir aileden geldiği gerçeği yattığını iddia etti. Abdullah Gül ise bu iddayı tepkiyle karşıladı ve aile geçmişini ortaya koyarak saf bir Türk ve Müslüman olduğunu ortaya koymaya çalıştı.

Gelinen noktada birileri Abdullah Gül'ün kökenini araştıra ve tartışa dursun ben bu konulara girmeyeceğim. Çünkü, herşeyden önce böyle bir tartışmaya girmek, böyle bir tartışmanın içinde yer almak abestir. İnsanların ailelerinin kökeni sadece ama sadece o insanları ilgilendirir. Bu noktada Abdullah Gül'ün Ermeni Olması ya da olmaması beni ilgilendirmemektedir.

Ama burası Türkiye ve Türkiye'de Ermeni kökenli olmak hala utanılacak birşeymiş gibi sunuluyor ve sanılıyor. Oysaki bu ülkede ırkçı bir ayrım söz konusu olmamlı, bu ayrım öncelikle insanların beyinlerinden silinmeli. Bu noktada, Abdullah Gül'ün Ermeni olmadığını açıklayış şekli de beni oldukça üzdü. Abdullah Gül sanki Ermeni olmak bir suçmuş da o bu suçu işlememiş olduğunu kanıtlamaya çalışıyormuş izlenimi verdi. Oysa Cumhurbaşkanına yakışacak olan tüm bu açıklamalarının yanında, en azından bir dipnot olarak Ermeni olmanın Cumhurbaşkanı olmak için bir engel olmadığını da açıklamaktı. Bence, bu açıklamayı yapmayan Abdullah Gül'ün, Canan Arıtman'dan düşünce yapısı olarak çok da büyük bir farkı yok. Her ikisi de bir Ermeninin Cumhurbaşkanı olmayacağı noktasında hemfikir görünüyorlar.

Ve Tekrar Üniversite..

Bayram tatilini tam bir hafta uzattıktan sonra tekrar Bursa'dayım. Bursa, her zamanki gibi yeşil ve güzel.. İnsanlara karşı sıcak bir yüzü yok, hatta soğuk bir vizyonu olduğu bile söylenebilir ama her nedense seviyorum bu şehri..

Dersler de Bursa'yla ve üniversiteyle birlikte başladı, doğal olarak. Vizeler fena değildi, en azından iki AA geliyor. Finalde çok daha iyisini yapmak için çalışma, çabalama zamanı da geldi. Bir ders haricinde, betimsel istatistik, diğer tüm derslerde "mükemmel" başarı seviyesine ulaşma kararı aldım. Hayatımda ilk defa %100 başarı için çabalayacağım, hayırlısı.. Bakalım ne olacak, ilerleyen süreçte yine bu satılarda paylaşacağım.

Teşekkürler Okan Bayülgen!

Okan Bayülgen Uzun zamandır Okan Bayülgen'in Disko Kralı'ndaki performansını eleştiriyor ve birşeylerin değişmesi gerektiğini yazıyordum. Zamanla Yüksel Aytuğ ve birçok televizyon eleştirmeni de bu doğrultda yazılar kaleme aldılar. Bugün gelinen noktada Okan Bayülgen'in ve Disko Kralı'nın değişimini, mutlulukla izliyorum..

Evet, işte şimdi oldu Okan Bayülgen! Disko kralının son iki bölümü sana da Kanal D'ye de fazlasıyla yakıştı. Baştan sonra, heyecan ve zevkle izledim her iki bölümü de. Özellikle doksanlı yılların konu alındığı geçen haftaki bölüm bir harikaydı.

Tüm bu yaşadıklarım bana gösterdi ki, insanların onlarca yıl bir işin zirvesinde kalmasının bir nedeni var: Eleştirileri ciddiye almak ve gereğini yapmak. Yenilikse yenilik, değişiklikse değişiklik.. Okan Bayülgen, işte bunun farklında olduğu için bunca yıldır zirvede.

Can Dündar'a "Mustafa" Soruşturması ve Sigara

Can Dündar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, "Mustafa" filminden ötürü Can Dündar hakkında soruşturma başlatmış. Soruşturmaya Sigara ile Savaş Derneği üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan ile Sigara ile Savaşanlar Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. Orhan Kural'ın suç duyurusu sebep olmuş.

Yani hocam, kusuruma bakmayın ama koca iki profesör olarak başka derdiniz mi kalmadı? Filmi Türkiye'nin en büyük sigara reklam kampanyası olarak nitelemişsiniz. Sizin okuduğunuz okulları bilmem ama benim okuduğum lisede TEKEL'in hazırladığı ve her sayfasında Atatürk'ün pofur pofur sigarasını tüttürdüğü, rakısını yudumladığı fotoğrafların sıralandığı takvimler asılıydı. Can Dündar'a yönelik böylesine bir suç duyurusu yapacağınıza TEKEL'den başlasaydınız işe..

Ayrıca, hiç mi işiniz gücünüz yok da sigara ile uğraşıyorsunuz? Bu ülkede ve ayrıca Mustafa filminde uğraşılması, düzeltilmesi gereken onca şey var ki, sigaraya sıra gelmez! Bırakın şu sigaryla uğraşmayı. Diğer insanlara zarar verilmediği sürece sigara içmenin ne sakıncası olabilir? Hayat gibi sigara da bir tercih meselesidir.. Tercih edenlere sadece saygı duyulabilir olmadı telkinde bulunulabilir ama dava açılmaz.. Ayıp.

"Ermenilerden Özür Diliyorum!"

Ece Temelkuran Gündem boş olunca, medya eline ne geçirirse kullanıyor.. Bir de işin içinde ünlü simalar varsa, işin sonu gelmek bilmiyor. Bir takım aydının techir maduru Ermenilerden özür dilemesinin bu kadar büyütülmesini de ben buna bağlıyorum. Aslında böylesine büyütülecek birşey yok ortada..

Kendi kadar güzel yazan bir yazarımız, Ece Temelkuran'ın da içinde olduğu isimler Ermenilerden "kendi adlarına" özür dilemişler. Bu noktada onlara birşey diyemem, sonuçta herkesin kendi adına özür dileme hakkı var. Bu noktada kararlarına saygı duyuyorum. Ve aslında, iş burada bitiyor. Ama medya bitirir mi, önüne gelene soruyor: peki siz özür diler misiniz? Sonrasında ise ister istemez herkes birşeyler diyor ve tartışma büyüyor.

Tarışma bu kadar büyümüşken, ben de ister istemez tartışmaya dahil oluyorum. Kendi kendime soruyorum, böylesine bir özür metninin altına imza arar mıyım? Atacağımı sanmıyorum, sonuç itibariyle dün de bugün de hiçbir sorun yaşamadım Ermenilerle. Onların haklarına sonuna kadar saygı gösterdim, onlar da benim haklarıma saygı gösterdiler. Özürü gerektirecek bir durum her iki taraf için de söz konusu olmadı, yani. Peki, yıllar yıllar öncesinde yaşananlar ve dökülen onca kan ne olacak? Dökülen kanlar beni, pek tabi, ilgilendiriyor ama ben kendimi kan döken veya kanı dökülen taraftan birisi olarak görmüyorum.. Bu noktada da kampanyanın anlamsız olduğunu düşünüyorum.

Buna rağmen "keni adlarına" özür dileyen isimlerin birer vatan hainiymiş gibi sunulmasına da karşıyım. O insanlar, "kendi adlarına" özür dileme hakkına sahipler ve bu haklarını kullanmışlar. Doğrudur, yanlıştır.. Bence tam anlamıyla yanlış olmasa bile gereksizdir ama saygı duymaktan başka yapacak birşeyim de yok.

Not: Konu, Ermenistan ve Ermeniler olunca daha önce Ermenistan üzerine yazdığım iki yazım aklıma geldi. Bakmanızı öneririm: Ah Şu Ermenistan - I ve Ah Şu Ermenistan - II

Melih Güreşe Doymaz..

Melih Gökçek Kemal Kılıçdaroğlu ile Melih Gökçek arasındaki düellonun galibi tartışıladursun, ben burada düellonun galibini açıklıyorum. Çok açık bir şekilde, bu düellonun galibi Kemal Kılıçdaroğu'dur. Melih Gökçek kaybetmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu savcılık görevini en iyi şekilde yerine getirmiş ve yargıç koltuğunda oturan halk, sanık koltuğundaki Melih Gökçek'i haksız bulmuştur. Bunu, yapılan anketler çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Anketleri, tüm izlenimlerimi geçiyorum; Melih Gökçek'in hal ve tavırları bile beni haklı çıkartıyor. Melih Gökçek'in program sonrası yaptığı açıklamaya bir baksanıza. Ne diyor Gökçek? "Beni kumpasa getirdiler. Kılıçdaroğlu ile tekrar bir televizyon kanalında tartışmak istiyorum."

Anadoluda yaygın bir söz vardır, bilirsiniz: "Yenilen pehlivan güreşe doymazmış." diye.. Anlaşılan, Melih Gökçek'in ruh hali yenilen pehlivandan çok da farklı değil. Yenilen Melih, güreşe doymak bilmiyor.. Oysa yapması gereken tek birşey var, tüm yaşananlar üzerine bir bardak soğuk su içmek

Türkiye Blogosferinde Bir İlk: Politika&Strateji

Blog yazmaya başladığım ilk günden bugüne, bilgi denizinde oluşan bilgi kirliliğinden rahatsızlık duydum. Bu rahatsızlık öylesine boyutlara ulaştı ki, kendimce çözümler aramaya başladım. İşte bu süreç sonrası Türkiye'nin ilk "akademik röportaj blogu" fikri doğdu..

Politika&Strateji projesi çerçevesinde, genç ve dinamik bir ekiple Türkiye'nin ilk "akademik röportaj blogu"nu hayata geçireceğiz. Türkiye'nin önde gelen akademisyenleriyle, politika ve stratejiye dair röportajlar yapacağız. Politika&Strateji ile gündeme ışık tutacak, internetin bilgi denizine kaliteli bilgi akışını sağlayacağız.

Çok yakın bir zamanda, Politika&Strateji sizlerle olacak..

Baldur's Gate ve Nietzsche

Nietzschee Bilgisayar oyunları tarihinde çok ayrı bir yeri vardır, çokça insan tarafından aranmış ve çoğunca bulunamamış bir oyun.. Baldur's Gate! Bundan dokuz on yıl öncesinde evde bir efsane halini almıştı. Abim ve ablam ellerinde İngilizce-Türkçe sözlük, oturup Baldur's Gate oynuyorlardı. Oyunun CD kapları ise bilgisayar masasının en güzel köşesinde gururla sergileniyordu. O zamanlar için bir oyunun birden çok CD'ye çekilmiş olması pek rastlanır değildi, oysaki Baldur's Gate tamı tamına 5 CD ediyordu.. 1998 yılında verilen hemen her ödülü aldı Baldur's Gate. O, gerçekten bir efsaneydi..

Bayram münasebetiyle memlekete dönünce, dolapları karıştırdım; ne var, ne yok diye.. Baktım, efsane karşımda tozlar içinde yatıyor. O zamanlar bir çocuk olarak oyunu anlayamamış ve itilmiş olmamın acısıyla olacak, hemen oyunu bilgisayara yükledim. Az öncesine kadar da oyunu oynamaktaydım, ta ki oyunun başında Nietzsche'den alınan sözü sizle paylaşmaya karar verene kadar.. Oyunun konusu, insanlığın da en temel konusu olan: iyilerle kötülerin savaşı. Oyunda ise kötüler, aynen bugün de olduğu gibi, kana susamış canavarlar. İşte bunların üstüne, oyun yapımcıları Nietzsche'nin şu sözüyle başlatma gereği duymuşlar Baldur's Gate'i: "Canavarlar ile savaşanlar, kendilerinin canavara dönüşmemesi konusunda temkinli olmalılar.. Cehennem'e uzun bir süre bakarsanız, Cehennem de size geri bakar.."

Çevremizi kuşatmış yüz binlerce canavar varken, canavarlaşmamak zor! Ama asıl önemli olan da bu, insan olarak gelmek ve aynı insani duygularla gitmek.. Umarım, oyunda ve oyundan pek de farklı olmadığını düşündüğüm şu dunyada canavarlaşmadan kalabiliriz. Bunca canavar arasında; insan kalmak, insan kalabilmek zor ama gerekli..

"Bu sana veda öpücüğüm, köpek!"

Ayakkabı George W. Bush, görev süresi dolmadan son bir ilke daha imza attı ve kafasına ayakkabı fırlatılan ilk ABD başkanı oldu. Tüm dünya, Bush'a ayakkabılarını fırlatan Iraklı gazeteci Muntadar Al-Zeidi'ye tepkili. Herkes, ayakkabıların hedefi bulamamasından dolayı Muntadar Al-Zeidi'yi sorumlu tutuyor

İşin esprisi bir yana, Muntedar Al-Zeidi milyonlarca Iraklının sesi oldu. Irakta yitip giden bir milyonu aşkın sivilin vedasıydı aslında dün yaşananlar. Irak halkı, görev süresi dolan Bush'a "Bu sana veda öpücüğüm, köpek!" diyerek veda etti.

Al-Zeidi'ye kendi adıma teşekkür ediyorum; Irak hakının sesi oldu ve yapılması gerekeni (hedefi ıskalayarak da olsa) yaptı.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.